05 Nisan 2026 - Pazar

MUTLU DEĞİLİZ HİÇBİRİMİZ

Mutluluk, çocukluğumuzun tavan arasında unuttuğumuz, tozlanmış bir oyuncağın hayaleti gibi dolaşıyor koridorlarımızda

Yazar - Aydın Uzkan
Okuma Süresi: 5 dk.
Aydın Uzkan

Aydın Uzkan

-
Google News

Hiçbirimiz tam değiliz, ruhlarımızın kenarlarında hep bir eksiklik, hep bir "henüz değil" sancısı var. Varoluşun o devasa boşluğunda, kendi sesimizin yankısından bile ürker hale geldik. Mutluluk, çocukluğumuzun tavan arasında unuttuğumuz, tozlanmış bir oyuncağın hayaleti gibi dolaşır koridorlarımızda.

İçimizdeki uçurumlar, modern dünyanın ışıltılı yalanlarıyla kapatılamayacak kadar derin. Vitrinlerin sahte parıltısı, kalbimizdeki o kadim karanlığı sadece daha belirgin kılıyor. Ne kadar çok şey tüketirsek, o kadar çok eksiliyoruz. Birbirimize değen tenlerimiz, altındaki buz tutmuş yalnızlığı ısıtmaya yetmiyor.

Mutluluk, artık ulaşılması gereken bir liman değil, sürekli kaçan bir ufuk çizgisine dönüştü. Psikolojik bir illüzyonun pençesinde, başkalarının sahte gülümsemelerine bakarak kendi matemimizi kuruyoruz. İnsan, kendi içindeki cehennemi dindirmek için dışarıda cennetler arıyor ama bulduğu tek şey, beton yığınları arasında sıkışmış ruhların boğuk feryadı.

Gülüşlerimizi iyi saklıyoruz. Dudaklarımız yukarı kıvrılıyor ama içimiz aşağıya doğru çöken bir bina gibi. Herkes birbirine iyiymiş gibi bakıyor, kimse kimsenin gözünün içine uzun süre bakamıyor. Çünkü bakarsak, orada saklanan kırıkları görme ihtimali var.

Kelimelerimiz artık duygularımızı taşımıyor, sadece onları maskeliyor. "Nasılsın?" sorusuna verdiğimiz o otomatik cevaplar, aslında ruhumuzun sessizce attığı birer imdat çığlığıdır. Melankoli, damarlarımızda sessiz bir nehir gibi akıyor ve biz bu nehrin kıyısında, hiç gelmeyecek olan o neşe gemisini bekliyoruz. Umut, bir serap gibi bizi hep daha uzağa, daha ıssıza sürüklüyor.

Kalabalıklar içinde yalnız olmanın bir tür ustalığını geliştirdik. Gürültüyle susturuyoruz iç sesimizi. Müzik açıyoruz, ekran kaydırıyoruz, konuşuyoruz ama aslında hiçbir şey söylemiyoruz. İçimizdeki boşluk, dışarıdaki seslerden daha güçlü yankılanıyor.

Gelecek ise belirsizliğin soğuk bir koridoru. Umut etmek istiyoruz ama temkinli. Hayal kuruyoruz ama yarım. Sanki fazla umut edersek cezalandırılacakmışız gibi, sevinçlerimizi bile ölçülü yaşıyoruz. İçimizde büyüyen bir eksiklik duygusu var; adı konulamayan bir eksik.

Her birimiz, kendi gölgemize hapsolmuş birer mahkûmuz. Zihnimizin parmaklıkları arasında, özgürlüğün tadını çoktan unuttuk. Bir acı, herhangi bir sebep sunmadan gelip göğsümüzün ortasına bağdaş kuruyor. Ne başarının zirveleri ne de lüksün konforu, o dipsiz boşluk hissini doldurabiliyor.

Zaman, bizi içten içe kemiren bir saatli bomba gibi işliyor. Geçmişin pişmanlıkları ile geleceğin kaygıları arasında, "şimdi" denen o incecik sızıyı yitirdik. Huzursuzluk, derimizin altına yerleşmiş, çıkarılması imkânsız bir kıymık gibi her hareketimizde canımızı yakıyor. Gülüşlerimiz, dudaklarımıza eğreti duran birer yama gibi, her an düşmeye hazır.

Toplumsal bir yanılsamanın ortasında, birbirimizin mutsuzluğundan beslenen gölgelere dönüştük. Kimse gerçekten "orada" değil. Herkes, kendi içindeki harabelerde kaybolmuş, çıkış kapısını arayan birer hayalet. Bir yorgunluk, omuzlarımızı öylesine çökertmiş ki, gökyüzüne bakmayı bile külfet sayıyoruz.

Oysa ki mutluluk, asla sahip olunacak bir şey değildi, sadece bir anlık parıltıydı. Ama biz onu bir mülkiyet haline getirmeye çalıştıkça, o parmaklarımızın arasından kum gibi akıp gitti. İmgesel bir hüzün, hayatımızın her karesine sızmış durumda. İçtiğimiz suda, yediğimiz ekmekte, sevdiğimiz insanda bile o buruk tadı alıyoruz.

Hepimiz aynı geminin farklı kamaralarında ağlayan yolcularız. Denizin sonsuz karanlığına bakarken, aslında neyi özlediğimizi bile bilmiyoruz.

Mutlu değiliz hiçbirimiz, çünkü mutluluğu bir sonuç sanırken, aslında yolda olmayı, yorulmayı ve hatta acı çekmeyi bir kenara ittik. Şimdi o soğuk boşlukta, kendi kalbimizin atışlarını bile birer yabancı gibi dinliyoruz.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.